The Silent Enigma

Friday, September 29, 2006

KORKUYOR MUSUN?

Senden geriye ne kaldı ? Mekanik bir aletten şarkılar söyleyen sesin. Yüzünün hatırası belleğimde yittikçe belirginleşen, ölümsüzleşen sesin. Gün batışında başaklar rengindeydi saçların, öyle olmalıydı. Seher vakti deniz rengiydi gözlerin. Biçimsiz renkler vardı yalnızca elimde. Başak saçlar, deniz gözler, buğday ten. Aşkımız gibi belirsiz, şekilsiz, birbirinin içine geçmiş, bütün kuralları içinde eritmiş bir renk cümbüşüne dönüşmüş bir hatıra.

Oysa ben yalnızca bir oyuncaktım. Hayata tanık olmay ıbile becerememiş bir oyuncak. Kimi zaman bir yap boz,kimi zaman ağlayan bir bebek. Ama en çok çözümsüz bir bulmacaydım. Asla da bir oyuncak olmanın ötesine geçemedim.

El ele tutuştuğumuz anlar vardı, mutlu olduğumuz zamanlar. Mutluyken bile mutsuz yüzüne eflatun gözyaşı çizilmiş bir bebek. Gidenler dönmüyordu, susanlar konuşmuyordu. Griydi her renk. Ben her kargaşanın, her belirsizliğin orta yerinde beliriveren bir kalem,sessizce bir fotoğrafa şiirler yazıyordum. Aşka inanmıştım. Aşka inanmamıştım. İnanmadığım aşkın acısıyla darmadağındım. Mutsuzdum. Mutsuz olduğumu kabul edebilecek kadar cesur değildim yalnızca.Ağlarken gülen eflatun bir bebek...

Renkleri birbirine karıştırıyordum. Birbirine karıştırdığım renklerden mağaralar yapıyordum.Mağaranın duvarlarına ilkel insanlar senin resmini çiziyorlardı. Bir gözünü deniz çiziyorlardı, bir gözünü dağ. Bir yanına çayır çiziyorlardı, bir yanına orman. Bir yanını umutla boyamışlardı, bir yanını hüzün. Vazgeçemediğim, kabullenemediğim, ağlamayı bileçok gördüğüm sevdayı çiziyorlardı. Bir yanına seni çiziyorlardı, bir yanına bendeki seslenişleri.

Bir aşk alışkanlığa dönüşemeden biterse; kirlenmeden,bozulmadan, çekiştirilip uzamadan, lastik gibi gerilip kopmadan, ağızlara sakız olmadan biterse ne olur ?Geriye o aşktan başka ne kalır ? Aşka ve mutsuzluğa inanmayan iki insandan başka ne kalır ?

Seni içime son çizişimin üstünden anılar ve ölümler geçti. Çayırlar çimen oldu ormanlar koru oldu. Bir tek seher vaktinde deniz rengi kaldı elimde. Başaklar kurudu, dağıldı. Belirsizlik bulaştı her anıya sokaklar griyle yıkandı. Şimdi orada, içimde kıpırtısız ve ölü, artık değişemez bir şekilde duruyorsun. Seni öldürdüm. Göğsünün altından kalbine bir şiş soktum ve öldürdüm. Orada duruyorsun kırmızı ve gri. Bense ağlıyorum eflatun ve yalnız.

Sonra bir kitap okudum. Yağmur yağdı, mum ışığında dansettik yağmurla. İçim acıdı. Acı, büyüdü içimde.Değişmez bedenin değişmeye başladı. Kokun yağmura karıştı. Karanlıktı fırtına başladığında. Yalnız aydınlıklar vardı evlerin camlarında, ıslak ve ürkek.Sonra rüzgara tutuldu gece. Sustu ışıklar. Mum ışığında yağmur ve ben kaldık. Yağmur ve ben. Kaldık öylece. Birbirimize dokunamadan bakakaldık. Sonra bir gölge düştü deniz mavi sayfalara, gözlerin bal peteklerine dönüştü.

Gölgeden kurtulabilen tek kelime dönüşümdü. Sustum sonra eflatun eflatun. Grilikler gelene kadar, bütün kent griye kesilene kadar sustum. Eflatun olmaya dayanamadım ben.

Sonra senden her haber gelişinde boğazıma tıkandı kelimeler, elim kalem tutmaz oldu. Korku büyüdü içimde, griden korktum. Oysa senden çok benim rengimdi o. Gökyüzünün güz rengi, sürükleyen hayatın simgesi.Sonra uykum geldi, kulağımda ağlayan nehir kurudu.Gözlerim kapandı. Ve ben zamanın içinde bir yerde seni öldürdüm. Grinin izinden kurtarmak için kırmızıya boyadım seni, saçlarımın rengini döktüm tenine.Kalbine bir ok saplayıp öldürdüm seni. Şimdi zihnimde öylece duruyorsun kırmızı ve gri. Bir bacağın düz,diğeri hafifçe yana kıvrık; korkak bir yel değirmeni gibi savunmada ellerin, gözlerin sonsuza kadar açık duruyorsun. Korkuyor musun ?

0 Comments:

Post a Comment

<< Home